
"Sorunun esası şudur: Ya devrim yolunu seçeceğiz... ya da, bu düzenin baskılarına, haksızlıklarına boyun eğerek, şu ya da bu biçimde teslim olarak yaşamayı seçeceğiz. Bu çeşit bir seçiş, yok olmanın bir biçimidir."
Yılmaz Güney
Yılmaz Güney
Sinemanın ve sosyalizm mücadelesinin büyük ustasını kaybedeli tam 25 yıl oldu. Belki de Yeşilçam'ın çıkardığı ilk sosyalist yorumcu olan Yılmaz Güney'i 25 yıl önce tam bugün kaybettik. Türkiye halklarını sinema da daha önce görmediği bir türle tanıştıran, halk için halkı anlatan, yoksul halkımızın yaşayışındaki gerçekleri, acıları, sevinçleri tüm çıplaklığıyla gözler önüne seren belki de ilk yorumcuydu Yılmaz Güney. Duvar, Yol, Sürü, Arkadaş ve daha onlarcası. Sinemada amerikanvari gençliği, kül kedisi masalarını konu alan film furyasını yıkıp, halkçı sinemayı ciddi bir alternatif haline getiren de yine sinemamızın Çirkin Kralıydı. Belki de halkın onu taparcasına sevmesinin nedeni de buydu. Yılmaz Güney; acılarını, sevinçlerini anlattığı halkın bir parçasıydı. Kürt asıllı; topraksız, köylü bir aileden geliyordu. Filmlerin de sürekli vurguladığı yoksulluğun içinden geliyordu. Halkının acılarına yabancı değildi. Belki de o acıların daha fazlasını kendisi yaşamıştı.
Yılmaz Güney'i sinemanın "Çirkin Kral"ı yapan sinemasında da, siyasal yaşantısında da halkından yana taraf olmasıydı. O halkının yaşadığı acıları kendi yaşamından çok iyi biliyordu ve bunlara sırtını dönmemişti. Filmlerinde de siyasal yaşantısında da halkı için mücadele etmişti. Yılmaz Güney işte bu yüzden büyüktür. Bu yüzden Yılmaz Güney ismi halkıyla birlikte anılır. Bu yüzden Yılmaz Güney'i halkından ve sosyalizm mücadelesinden bağımsız düşünemezsiniz. İşte bu yüzden Yılmaz Güney'den hala korkuyorlar. Yılmaz Güney filmlerinin sansüre maruz kalmasının ve Tv kanallarında görülememesinin nedeni de burada yatmaktadır.
Yılmaz Güney aynı zamanda devrim ve sosyalizm mücadelesinin gözü kara delikanlısıdır. Aktif bir militanıdır. Sinemasında anlattığı acıların çözümü için sosyalizm mücadelesine varını, yoğunu katmıştır. Bu uğurda tüm yaşantısını, ailesini, hatta sinemasını bile tehlikeye atmaktan çekinmemiştir. Devrimci örgütlere para ve silah yardımı yapan, hatta bu yüzden hapiste yatan, varıyla yoğuyla sosyalizm mücadelesine emek veren de yine Yılmaz Güney'di. 12 Mart cuntasıyla birlikte İstanbul'un ev ev arandığı bir dönemde Mahir Çayan ve arkadaşlarını evinde saklamıştır ve Mahirler için 2 yıl hapis yatmıştır. Örgütlülüğü seçmiş, örgütlü mücadele etmiştir. Yaşamının her anında sosyalizm mücadelesinin kararlı bir militanı olmuştur. Ne hapisler, ne baskılar onun mücadele azmini kıramamıştır.
Halkına, ülkesine hasret bir şekilde aramızdan ayrılışının 25. yılında sosyalizm mücadelesinin bu yiğit evladını saygıyla anıyor ve önünde eğiliyorum. Son sözü Yılmaz Güney'e bırakıyorum.
"Dağlarımız, ovalarımız ve ırmaklarımız bizi bekliyor. Biz bütün ömrümüzü gurbette geçirip gurbet türküleri söylemek istemiyoruz. Biz yiğitlikleriyle destanlar yazmış bir halkız ve önümüzde duran bütün güçlükleri yenecek azme, kararlılığa ve koşullara sahibiz... Ezilen sınıfların sınıf kardeşliği en güçlü silahlarımızdan biridir. Dost ve düşman herkes bilsin ki kazanacağız, mutlaka kazanacağız. Bir köle olarak yaşamaktansa, bir özgürlük savaşçısı olarak ölmek daha iyidir "
Yılmaz Güney
Ekimci
Can Yücel "Yukardalar" şiiriyle Yılmaz Güney'in, Mahir Çayan ve arkadaşlarını saklayışını anlatıyor. Ayrıca olayın canlı tanıkları olan Oktay Etiman ve Fatoş Güney anlatıyor.



Comments (0)
Yorum Gönder